Giriş

Powered By Saaraan

Haber Listesi

Kayıt ol

IsakoyuBOOK

Yeni üyeler

  • ERENLER
  • asiduh
  • uzidunun
  • egabicy
  • itumy

Etkinklikler

Etkinlik yok

TÜRKÜ – BULGUR PİLAVI

TÜRKÜ

Efenim bu devlet var ya bu devlet, okur yazarlığa çok çok önem vermiştir.

Bu devletin sahibi efendilerimiz, kendi çocuklarını en iyi okullarda okutur, Emerike’de, Britanya’ da master, doktora yaptırır, fukara uşaklarına da okur yazar olmayı, ya da Himam Hotiplerde dindar, kuzu nesiller olarak yetişmeyi uygun görmüşlerdir. Yani bizimkilere A,B,C ya da , iki artı iki dört eder demeyi yeterli görmüşlerdir. Daha fazlası aydınlanmak, uyanmak, sonrasında sorgulamak demek olacağından çok tehlikeli sayılmıştır.

Vaktiyle okul yapmadığı, yaptıysa da örtmen göndermediği, gönderdiyse de örtmenlerin bir ay sonra kaçtığı bölgelerde okur – yazar seferberliği adı altında olağanüstü çalışmalar yapmışlardır. Altmış, yetmiş yaşında ki nineleri, dedeleri bu kurslara almışlardır. ( Sanki öbür taraftan bu tarafa ahret mektupları yazacaklar ) Böylece “ okur – yazar oranımız % 150 “ filan deyip böbürlenmişler, sonrasında törenler düzenleyip, devlet erkanından temsilcilerin katıldığı bu mezuniyet günlerinde onlara şu türden şiirler okutmuşlardır;

Başım döndü kel aynağa,

Cahil gelmişem ta bu yaşa,

Bana E,B,C’yi sen örgettin,

Sağol dövlet baba sen yaşa…

 

Yine geçmiş bir tarihte bu tür bir seferberlik ilan edilmiş. Belli merkezlerde bu eğitimler verilmeye başlanmış. Bize en yakın kurs Ğalpuz köyünde imiş. Köyden epeyce bir yetişkin bu kursa katılmış – katılmaya zorlanmış. Bu yetişkin, yaşlı öğrenciler günlerce Ğalpızı yol eylemişler. Kurs bitmiş, sıra yapılacak sınava gelmiş. Örtmen, pala bıyıklı, şapkalı, yazmalı, izarlı, önlüklü öğrencilere, “ Türkü söyleyeni geçireceğim. Böylece okur – yazar diplomasını kazanmış olacak “ demiş.

Sırası gelen başlamış türkü çığırmaya. Kimi Ğalpızın altında ğarman yeri var, kimi Arguvan’ın yolu tozdur, hem dumandır, türünden yanık, içli türküler söylüyorlarmış. Türkü söyleyen sınıfı geçiyor ve okur yazar oluyormuş..

Derken efendim, sıra bizim köyden bir öğrenciye gelir. Uzun boylu, bizim oranın deyimiyle babayiğit.

Adı okununca ayağa kalkar, nerdeyse başı tavana değecek. Boğazını temizler, sağına soluna bakınır. Sıkıntılıdır, bir iki söylemeye niyetlenir, ama ağzından bir şey çıkmaz. Belli ki söyleyeceği türküyü hatırlayamıyor.. Çevresinden yardım isteyen bir hali vardır. Sonunda adem elması çıkık boğazından türkü dökülmeye başlar. Önce kısık, sonra gür, sonra da bangır bangır.

 

Diğer yetişkin öğrenciler ve öğretmen bu türkü karşısında şaşkındırlar. Birbirlerine bakınırlar, sonra da aceleyle, telaşla ayağa fırlarlar.. Kimi düşen şapkasını almaya çalışır, kimi başında ki şapkayı telaşla çıkarır.. Ve sonrasında derin bir sessizlik. Yalnızca onun sesi, türküsü duyulur.

Öğretmen ve yetişkin öğrencilerin göğüsleri önde, başları dik, elleri yanlarında..

 

Onları bu hale sokan, bizim köylü yetişkin öğrencinin söylediği türküdür. Daha doğrusu, türkü diye söylediği marştır; o marş İstiklal Marşı’dır.. Ve İstiklal Marşı, tarihte türkü diye ilk kez Ğalpuz köyünde, İsaköy’lü yetişkin bir öğrenci tarafından okunmuştur. İstiklal Marşı’nı türkü diye söyleyen de rahmetli ( Allenin ) Memmet Çakır dayıdan başkası değildir.

 

Herkes esas duruşta bu türkünün bitmesini bekler. Memmet dayı herkesin ayağa kalkarak saygıyla kendisini dinlediğini görünce coşar da coşar.. Okul zangır zangır titrer. Sonunda türküsü biter ve öğretmene döner. Şaşkınlığını atamamış yetişkin öğrenciler hala ayakta ve esas duruştadır. Kızgınlıktan, öfkeden kan beynine fırlamış öğretmen esas duruştakilere seslenir;

-        Rahat, Ulan, rahat pozisyonu..

Yavaş yavaş yerlerine otururlar. Kimi gülümser, kimi Memmet Dayı’ya takılır.. Sonra ne mi olur; Kendisiyle gırgır geçildiğini düşünen öğretmen sınıftan çıkarken öfkeyle bağırır;

“ Otur yerine, SIFIR. “

Ve Memmet Dayı İstiklal Marşını eksiksiz, kusursuz bir şekilde okusa da, bu kursta okur – yazar diplomasını alamaz.

BULGUR PİLAVI

Öküzle, atla, sabanla çüt sürülürken, toprak işlenirken traktörün gelmesi tarımsal bir devrimdir. Zavallı hayvanlar sökürdeliden, boyunduruktan, marabalar ise aylarca bu hayvanların peşinde koşturmaktan kurtulmuşlardır.

Köye ilk traktörü Alirzalın Hacı dayı getirir. O zaman ki traktörler de farklıdır. Tekerleri demirdir. Çok sık hararet yapar. Ha bire traktöre su taşırlar. Sonra daha değişik modeller vs. çıkar. Şimdilerde klimalı olanı bile varmış.

Yanılıyorsam büyüklerim beni affede, sanırım altmışlı, yetmişli yıllar. Köyde tek tük traktör varmış. Bugünkü gibi hemen her kapıda bir traktör, bir binek araç, nerdeee.. İşte bu birkaç traktör köyün arazisini sürer, sonra da Diyarbakır’a gidermiş. Daha doğrusu, traktör sahipleri yanlarına köyden şoförler alıp Diyarbakır ağalarının, aşiretlerinin topraklarını sürmeye giderlermiş.

Aylarca, geceli – gündüzlü çüt sürerlermiş. Yemek için erzaklarını da ( bulgur, un vs. ) beraberinde götürürlermiş.

Yine bir yıl traktörler Diyarbakır’a götürülür. İçlerinde yemek yapmayı bilen bir köylümüz de, hem onlarla çüt sürer, hem de yemeklerini yapar. Çalıştıkları ağanın çüt işi biter. Artık köye dönme zamanıdır. Yemek yapan aşçıları, son günün şerefine elinde ki malzemelerle onlara güzel bir ziyafet verecektir. Yemek menülerinin vazgeçilmezi bulgur pilavıdır. Kalan yağı, salçayı, bulguru bol bol koyar.

Yemek hazır olunca da kaşığı kapan gelir.. Ekmekle, soğanla pilava saldırır. Ama pilavı ağzına götüren yüzünü ekşitir, kimisi söylenir, kimisi çıkarır..

Pilav yenilecek gibi değildir.. Safi tuz.. Malzemeyi bolca koyan aşçı, tuzun ayarını kaçırmıştır.

Gel gör ki başka malzeme de yok, aşçı tüm erzakı kullanıp bitirmiştir. Kimi kızar, kimi söylenir, kimi çareler düşünür. İçlerinden birisi “ Ula, gelin biz bu pilavı yıkayalım. Belki tuzu gider “ der. Olur, olmaz derken pilavın yıkanmasına karar verilir. Bir leğene su doldurur ve pilavı suyun içine aktarırlar. Bir güzel karıştırırlar, birkaç sudan geçirip süzerler. Denemek için ağızlarına götürürler, ama nafile. Bulgura işleyen tuzu çıkarmanın imkanı olmaz. Yağı, salçası giden pilavın tadı da kalmaz.

Akşama kadar çalışmışlar, karınları aç, yiyecek başka bir şey de yok.. Bir kısmı bu tuzdan pilavı yer.. Kimisi de söylene, söylene aç yatar. Son günün bulgurlu pilav ziyafeti, büyük bir hayal kırıklığı ile biter.

Olayı bugünmüş gibi yaşayan ve anlatan (Allenin) İbrahim Çakır dayı;

“ Diyarbakır’da bize aşçılık eden ( Bekoğun ) İsmail Ercan’dı. O gün tüm malzemeyi kullanayım diye, ne var ne yok koymuş. Ne kadar tuz varsa onu da doldurmuş. O akşam tuzlu pilavdan ben de yemiştim. Allah seni inandırsın, sabaha kadar kıvrandım. Ne korkunç rüyalar gördüm. Kaç tas su içtim hatırlamıyorum. “

Hasan Aksoy

 

 

** Yorum için üyelik şart -- Yorum yapmak istiyorsan siteye giriş yap.

Yorumlar   

 
# Hüseyin KARASLAN 27-05-2013 08:45
Hasan Abi, kalemine yüregine saglik... Cok güzel, sabah sabah güldürdün beni...

Bu pilav olayini bir babama sorayim bakayim duymusmu...

:D
 
 
# hasan dinçer 27-05-2013 08:46
Hasan Abi Eline, yüreğine sağlık.
 
 
# Kevser AYDIN 28-05-2013 08:27
Hasan Abi
Misafir geldiğinde sofra bol çeşitli görününce gene döktürmüşsün diyorlar. Sende yazılarınla döktürmüşsün.
Kalemine yüreğine sağlık..
Sevgiyle kal...
 
 
# Hasan Aksoy 02-06-2013 00:20
Sevgili Hüseyin;

Bizim bilmediğimiz daha nice yaşantılar, nice olaylar var, kimbilir.. Ve bu değerli yaşantılar ulu çınar ağaçlarıyla bir bir kayboluyor.. Bizden önce değerli büyüklerimiz bir çoğunu kaleme almışlar.. Ben de bu değerlerin izini o çınar ağaçlarının yapraklarına not etmeye çalışıyorum. Sonsuza kadar yaşasınlar istiyorum.

Sevgiler.
Hasan
 
 
# Hasan Aksoy 02-06-2013 00:25
Sevgili Hasan Dinçer;

Öncelikle yorumun için teşekkürler.
Hani " her parmağında bir marifet var " derler ya sen de öyle. Şiirler, yazılar, ve hepimizin bildiği üzere adeta konuşturduğun sazın..

İlgiyle takip ediyorum.

Sevgiler.
Hasan Aksoy
 
 
# Hasan Aksoy 02-06-2013 00:26
Sevgili Kevser;

Yorumun için teşekkür..
Demlenmiş çay kıvamında ki yeni yazılarını bekliyoruz..

Hasan
 
 
# Hüseyin Aksoy 07-06-2013 11:29
Abi köydeki yaşantılarla ilgili iki güzel anıyı yaşayanların dilinden çok güzel anlatmışsın.Bu yazıların gelecekte gittikçe nüfusu azalan köyümüzün değerlerinin hatırlanmasında birinci elden kaynak olacaktır. YENİ YAZILARINDA GÖRÜŞMEK ÜZERE SEVGİYLE KAL.
 

Yazarlarımız


IMAGE
Hasan Aksoy
IMAGE
İsmet Avşar
IMAGE
Hakan Dinçer
IMAGE
Hüseyin Dinçer
IMAGE
Süleyman Kılıç
IMAGE
Kevser Aydın
IMAGE
Hueseyin Aksoy
IMAGE
Mehmet Karaaslan

Son yorumlar

  • 30.07.2014 09:02
    abdal musa lokmasında köy müzesini faliyete geçeçek

    Devamını oku...

     
  • 28.07.2014 08:08
    Hasan Abi, egemegine saglik, cok güzel olmus :)

    Devamını oku...

Copyright